7.günün kitlesi, Pazar günkü zirveden sonra azalmanın devam ettiğini gösteriyor. Üstelik Emek Barış Demokrasi Güçleri’nin kendi pankartlarıyla ve kitlesel biçimde alana gelmesine rağmen.
Bugün Zafer Partisi’nin de daha hazırlıklı, daha örgütlü olarak alana geldiğini görebiliyoruz. Ümit Özdağ’ın resminin olduğu oltalar, Kürt hareketini ve Öcalan’ı hedef alan sloganlarıyla birlikte alandalar.
Ancak devrimci-demokrat güçlerin kendi pankartlarıyla alanda ağırlığını koyması, dengeleri değiştiriyor. Alanda en fazla atılan slogan “Faşizme karşı omuz omuza” oluyor mesela. Zaten bu tür ortamlarda provokasyonları önlemenin en etkili yolu, kendi gücünü ortaya koyup karşı tarafın cesaretini kırmak, saldırganlığını dizginlemektir.
Bugün için hazırlık yapan bir kesim de dinci örgütler. Saraçhane meydana bakan Şehzadebaşı Camii’nde dün islamcı çeteler toplanmış ve slogan atmışlardı. Bugün ise doğrudan cami minaresinden birşeyler okuyorlar. Önceki mitinglerde genel olarak ezan okunurken konuşmanın-müziğin durması gibi yöntemler kullanılır. Burada da her gün miting sırasında bir ara ezan okunmaya başlayınca, müziği susturuyorlardı. Ancak bu defa, Özgür Özel’in konuşması başladıktan sonra, sabotaj ve provokasyon amaçlı olduğu çok belli biçimde, hoparlörden yayın başlattılar. Ancak Özel konuşmasını kesmedi, tersine sesini yükseltti. Hatta bir ara camideki yayını kısmak zorunda kaldılar. Ancak eylemin sonuna doğru, kitle erken dağılmaya başlayınca, sesin yeniden yükseltildiğini gördük.
Kürsüde Özgür Özel yine coşkulu, militan konuşmalar yapıyor. Polisin dün gece, dağılmakta olan kitleye saldırmasına tepki gösteriyor mesela. “Bugün kitle dağılıncaya kadar ben burada kürsüde kalacağım” diyor. (Ama onun bu sözüne rağmen yine polis dağılmakta olan kitleye saldırısını yapıyor.) En önemlisi de, 1 Mayıs’ta kitleyi Taksim’e götüreceğini söylüyor. “Özgür bizi Taksim’e götür” diyen, bu mitinglerin giderek içinin boşalmasına tepki duyan kitleyi ikna etmek için böyle konuşuyor. Elbette Taksim, “Özgür’ün bizi götüreceği” bir alan değil; kitlelerin güçlü bir direnişi ile kazanılabilecek bir alan.
Her koşulda, kitlenin CHP’den bir kopuşunun başladığı görülüyor. İlk kopuş gençlikten. Dünkü eylemde, üniversite öğrencileri Beşiktaş’ta toplanmış, Galata Köprüsü üzerinden yürüyerek, gece miting biterken Saraçhane’ye ulaşmışlardı. Saraçhane’de “konser” modunda sürdürülen, CHP’nin içi boş vaatlerine, sandığa-seçime endeksli politikasına duyulan tepkinin göstergesiydi bu. Bugün ise, Maçka Parkı’nda toplanan gençlik, kayyum atanan Şişli Belediyesi’ne yürüdü. Üstelik, İstanbul’un en merkezi caddelerinden sloganlarla geçerek, camlardan destek sloganları atanları coşturarak kilometrelerce yürüdüler.
Alandaki kitle ise, “ne kazandık” sorgulayışındaydı. CHP’nin ilk söylemleri bir beklenti yaratmış, ancak kendini tekrar eden-rutinleşen mitingleri bu umutları ortada bırakmıştı.
CHP’nin ön seçim yaparak yaklaşık 15 milyon kişiden oy alması elbette büyük bir başarıydı. Ancak kitleyi rahatlatacak, bu eylemlerin karşılık bulduğunu görecek düzeyde somut kazanımların olmaması, tabloyu değiştirmeye başladı. Ayrıca alana gelen kitle, kendilerine “CHP’nin miting kitlesi” gibi davranılmasından, konserle, İmamoğlu klipleriyle oyalanmaktan da rahatsız. Bunu çeşitli biçimlerde, kimi zaman sloganlarla ifade de ediyorlar.
Burada gençliğin ayrılarak kendi eylemini koymaya başlaması en büyük olumluluktur. Son gün alana gelen kitlenin ise, “son gün coşkusu” ile ayrılmak yerine, belli bir hayalkırıklığı yaşayarak, daha Özgür Özel’in konuşması devam ederken ayrılması önemlidir. “Kendiliğinden kitle hareketi”nin sınırlarına dayanılmış durumdadır. Bundan sonrası, devrimci yapıların kitle hareketine önderlik etme düzeyine bağlı olacaktır.