Durmak ölüm demektir! Sokağa, eyleme, genel greve!

İmamoğlu’nun 19 Mart günü gözaltına alınmasıyla birlikte başlayan halk hareketi, bir haftayı geride bıraktı. Her akşam Saraçhane’de yüzbinlerin toplandığı (Pazar akşamı toplanan kitlenin 1 milyon 200 bin kişi olduğu açıklandı) gösterilerin merkezinde yeraldığı direniş, yeni bir safhaya geçiyor.

CHP, Saraçhane toplanmalarına 25 Mart Salı gecesi son verdi. Onlara göre, 23 Mart’taki önseçimde 15.5 milyon insan İmamoğlu’na oy vererek bu oyunu bozmuştu! 19 Mart darbesi başarısız olmuştu! İBB’ye vekaleten başkanlık edecek birini seçtikten sonra, CHP kurmayları İstanbul’dan Ankara’ya, meclise dönecekti. Saraçhane’de çeşitli etkinliklerin yapılacağı fakat mitinglerin başka meydanlarda olacağı söylendi. Ve Cumartesi günü Maltepe’de miting duyurusu yapıldı.

Bundan sonra CHP asıl olarak “erken seçim” kampanyasına yönelecek. Direnişle birlikte arkasına aldığı kitleyi elbette kaybetmek istemez. Onları seçime endekslemeye çalışacak. Oysa direnişin İmamoğlu ile sınırlı olmadığı, kitlelerin “erken seçim” talebiyle ayaklanmadığı çok açık.

Diğer yandan 19 Mart darbesi gerçekten başarısız mı oldu, püskürtüldü mü, bir zafer kazanıldı mı?

Böyle olmadığını hepimiz biliyoruz. İmamoğlu’nun diploması iptal edildi; ardından tutuklandı. Sadece o da değil. Beylikdüzü, Şişli belediye başkanları ve yöneticilerin önemli bir kısmı tutuklandı; Şişli Belediyesi’ne kayyum atandı. Yetmedi, Beyoğlu Belediye Başkanı hakkında da soruşturma açıldı. CHP’nin öne aldığı kurultayı iptal edebilmek için çalışmaların sürdüğü görüldü.

Bu durumda tek “başarı” İBB’ye kayyum atanmamış olmasıdır. Kitle gücüyle bunun başarılması tabi ki önemlidir, fakat buradan darbenin başarısızlığa uğradığı, püskürtüldüğü söylenemez. Kaldı ki, önümüzdeki günlerde İBB’ye ve diğer muhalif belediyelere kayyum atanmayacağının hiçbir garantisi yoktur. Hatta CHP’nin kurultayı halen tehlike altındadır. Erdoğan yönetiminin kural-kanun tanımadığını, son olaylar bir kez daha kanıtlamıştır.

Anlaşılan o ki, CHP, yalancı bir zafer havasıyla direnişin ateşini yavaş yavaş söndürmeyi planlıyor. CHP’nin kitle hareketinden korktuğu, o yüzden yıllarca kitlelerin sokağa çıkmasını engellediği kimse için sır değil. Son dönemde birkaç mitingle kontrollü kitle gösterileri yapması, tepkileri bertaraf edebilmek içindi. Ama İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla birlikte varlık-yokluk sorunu yaşayınca, kitleleri Saraçhane’ye çağırmak zorunda kaldı. Özgür Özel’in de itiraf ettiği gibi Saraçhane’de ilk günden itibaren yüzbinler olduysa ve tam bir hafta sürdüyse, İstanbul Üniversitesi öğrencilerinin polis barikatını aşarak eylem yapması ve ardından öğrencilerin tüm ülkede ayaklanması sayesinde oldu.

CHP, kayyumları durdurma karşılığında, direnişi sönümlendirme pazarlığı yapmış olabilir. Ve CHP’ye şimdilik bunu başarmak yetebilir. Fakat kitlelere yetmediği, yetmeyeceği çok açıktır. Kitleler açlık, işsizlik, adaletsizlik, gelecek güvensizliği, hak gaspları, yaşam biçimine müdahaleler vb. temel sorunlarına duydukları tepkiyle patladı. Başta gençlik olmak üzere sokağa çıkan kitlelerin temel hedefi, Erdoğan yönetiminin son bulmasıdır. Bu hedef gerçekleşmiş değildir; dahası bu yönde bir geri adım atılmış da değildir.

O halde bu direniş sürecektir. Bütün mesele bundan sonra nasıl bir seyir izleyeceğidir.

 

Genel grev genel direniş!

Direnişin ilk aşamasında CHP’nin işin içinde olması, direnişin meşruiyeti ve geniş bir yelpazeyi kapsaması bakımından yararlı olmuştur. Bundan sonra CHP’ye rağmen ve CHP’yi aşarak büyümesi gerekir ki, bunun zemini mevcuttur.

Hedef bu yönetimi yıkmaksa, bugüne dek yapılanların yetmediği görülmüştür. Onun için “genel grev genel direniş” en etkili mücadele yöntemidir. Kitlelerin bir haftadır yasaklara-engellere rağmen sokakları, meydanları doldurması, tepkinin boyutunu ortaya koymaktadır. Buna karşın kitlelerin örgütsüzlüğü, en büyük handikaptır. Sendikaların bir haftadır ne kadar atıl kaldığı görüldü. Komünist ve devrimcilerin hem nicel hem nitel güç kaybı ortada. Ama kendiliğinden patlayan bu hareketi, olabildiğince örgütlü hale getirmek gibi bir yükümlülükleri var ve hiç kimse bundan kaçamaz.

Diğer yandan her hareket kendi örgütlülüğünü yaratıyor. Direnişin başını çeken öğrenci gençlik, bunun ilk örneğini verdi. “Genel boykot” kararıyla, kampüs içi yürüyüşleri, toplanma alanları ve caddeleri trafiğe kesen eylemleriyle pratikte bunu ortaya koydu. Her ne kadar henüz tüm üniversiteleri kapsamasa da veya boykot yapılan yerlerde öğrencilerin tümü katılmasa da çok önemli bir adım atılmış, kitlesellik yakalanmıştır. Hatta liseliler de bu sürecin içine girdi. Devrimci öğrenciler bunları güçlendirmeli, hareketi yönlendirmelidir.

Direniş semtleri de kapsamış durumda. Bazı semtlerde akşam saatlerinde yürüyüşler yapılıyor. Son günlerde tencere-tava çalma, ışık söndürme gibi pasif ama en geri kesimleri içine çeken eylemler başladı. Geçmişte devrimci faaliyetlerin sürdüğü bölgeler, hızlı refleks gösterdi. Komünist ve devrimci hareketler bulundukları her yerde “direniş” ya da “halk komiteleri” kurarak bu eylemleri örgütlü hale getirmelidir. Semtlerdeki yürüyüşleri yakın semtlerle buluşturma, toplanma merkezleri yaratma ve belli bir hedefe yöneltme başarılırsa, daha etkili hale gelecektir.

Direnişin en zayıf yanını oluşturan işçi cephesi ise, en başta devrimci-öncü işçileri harekete geçirerek ve sendikalar üzerinde basınç oluşturarak açılabilir. Yemekhanelerde protestolar, iş çıkışlarında sloganlı yürüyüş, bir saatlik iş durdurma gibi küçük ama etkili eylemler başlangıç olabilir. Bu küçük adımlarla genel grev süreci örülebilir. DİSK ve Türk-İş içinde kimi sendikalar ve şubeler, çoğu kez merkezlerinden daha ileri bir tutumlar alabilmiştir. Bu sefer de merkezleri beklemeden üyelerini harekete geçirmeli, merkezlerini de bu yönde kararlar almaya zorlamalıdır. KESK için de aynı durum geçerlidir. Eğitim Sen’in üniversitelerde iş bırakma kararı alması iyi bir başlangıçtır.

İşçi sınıfının bu direnişin önderliğini üstlenmesi, en azından aktif bir bileşeni haline gelmesi, hareketin başarısı için olmazsa olmazdır. Bugüne kadar dünyadaki ve ülkemizdeki tüm ayaklanmalarda bu görülmüştür.

Bir diğeri, Kürt hareketinin desteğinin pratiğe dökülmesidir. Direnişin içinde şoven kesimlerin de yeralıyor olması, buna bahane olamaz. Birçok ilde varolan Emek, Demokrasi Platformları’nda devrimci, demokrat kurumlar birlikte hareket etmektedir ve şoven saldırılara karşı Kürtleri yalnız bırakmayacağı açıktır. Ama Kürt hareketi sadece metropollerde değil, kendi bölgesinde de kitleleri sokağa çağırmamıştır. Newroz’da meydanları dolduran yüzbinler, bu direnişin bir parçası olabilirdi.

DEM Parti, Erdoğan’ın bayram sonrasına ertelediği randevuyu beklemektedir. Belli ki, Erdoğan yönetimi DEM’i direnişin dışında tutmak için randevu tarihini bilerek geriye atmıştır. Kürt hareketinin bunu görmesi ve daha fazla gecikmeden direnişin aktif bileşeni olması gerekir. Gezi’den sonraki özeleştirinin pratikteki karşılığı budur. Erdoğan yönetiminin halkların birleşik eylemiyle yıkılması, şovenizmin kırılması bakımından da önemli bir rol oynayacaktır. Bu fırsat bir kez daha kaçırılmamalıdır.

 

Sonuç olarak

İmamoğlu’nun gözaltına alınmasıyla patlayan öfke, İstanbul’dan tüm ülkeye yayılmış ve Gezi’den sonra yeni bir halk hareketine dönüşmüş durumdadır.

Direnişin motor gücü, Gezi’de ilkokula giden, bugünün gençleridir. Direnişin hedefi, AKP-MHP gerici-faşist rejiminin son bulmasıdır. Bunu CHP, barışçıl biçimlerle “erken seçim” hedefine endekslemeye çalışıyor. Fakat direnişin CHP’yi aşacağı belli olmuştur. Saraçhane buluşmalarının son gecesinde, gençlerin topluca Şişli’ye gitmesi de bunun göstergesidir.

Gençler hem CHP’den kopmak, hem de kayyum atanan bir yerde toplanmakla, son derece isabetli davranmıştır. Kayyumlara karşı mücadelenin protestodan çıkarak, kayyum kararını tanımamak ve atanan kayyumu çalıştırmamak halini alması gerekir artık. Kayyumu işlevsiz kılacak ve bu uygulamadan vazgeçmek zorunda bırakacak, tek yöntem budur.

Subjektif yöndeki eksikliğe rağmen “Genel Boykot, Genel Grev, Genel Direniş” nesnel bir zorunluluk olmuştur. Bu bir ajitasyon sloganı olmaktan çıkmış, eylem sloganı halini almıştır. Bizlere düşen buna uygun bir tutum almak, gereğini yerine getirmektir.

Marks’ın dediği gibi “ayaklanma bir kez başladı mı, durmak ölüm demektir.” 19 Mart’ta başlayan ve hızla yayılan bu direnişi de sönümlendirmek, daha büyük saldırıların önünü açmak demektir. Bu kez hedefine ulaşana kadar büyüyerek devam etmelidir. Sokağa, eyleme, genel greve!

Bunlara da bakabilirsiniz

Gözaltında ve hapishanede işkence

19 Mart’tan bugüne 2 bine yakın kişi gözaltına alındı. İstanbul’da 268, Türkiye genelinde 301 kişi …

Cihan Alptekin’in mezarı başında anma

Kızıldere’nin yıldönümünde Rize-Fındıklı’da bir anma yapıldı. Saat 11.30’da yapılan basın açıklamasında, ortak metni Fındıklı Demokrasi …

Gençlik eylemlerinde devrimcilerin yeri üzerine…

  19 Mart’ta başlayan kitlesel direnişin motor gücü öğrenci gençlik oldu. İstanbul Üniversitesi’nde yürüyüşe geçen …