Gençlik eylemlerinde devrimcilerin yeri üzerine…

 

19 Mart’ta başlayan kitlesel direnişin motor gücü öğrenci gençlik oldu. İstanbul Üniversitesi’nde yürüyüşe geçen öğrencilerin polis barikatlarını aşması ve Beyazıt’ta toplanarak kitle gösterisi yapmaları, hem diğer üniversiteleri harekete geçirdi, hem de Saraçhane’ye yüzbinlerin gitmesinin zeminini oluşturdu. Ardından ODTÜ direnişi, başta Ankara olmak üzere tüm ülkede üniversiteleri ayağa kaldırdı.

Uzun yıllardır sessizliğe gömülmüş olan öğrenci hareketi, bir kez daha toplumsal mücadelenin önemli bir dinamiği olarak sahnede yerini aldı. Bu durum diğer toplum kesimlerini de sevindiren ve hareketlendiren bir etki yarattı.

Dünyada ve ülkemizde gençlik hareketini karakterize eden en önemli özelliği; varolan düzene karşı olması, anti-emperyalist, anti-faşist bir karakter taşımasıdır. Öncekiler bir yana, ’68 hareketi ve sonrasındaki tüm gençlik eylemlerinde bu karakter baskın bir şekilde görülür. Çünkü gençlik, yapısı gereği ileriye açıktır, geleceği temsil etmektedir; bu da onu ilerici-devrimci yapılara çeker. Fakat bu durum, gençliğin bir bütün olarak ve otomatikman ilerici-devrimci olacağı anlamına gelmez. Toplumdaki siyasal bölünmeler gençlikte de karşılığını bulur. Gerici-faşist ideolojiden etkilenen gençler her zaman olagelmiştir. Ama bunlar sınırlı bir kitlenin ötesine geçememiştir. Dahası, devlet tarafından başta gençlik olmak üzere halk hareketlerini bastırmak için paramiliter güç olarak kullanılmışlardır.

Bugünkü direnişte de, gerek İÜ’de gerekse ODTÜ’de öncülük yapanlar ilerici-devrimci gençlerdir. Kayyuma karşı yıllardır mücadele eden Boğaziçi Üniversitesi, zaten öğrencileri ve akademisyenleriyle ilerici-devrimci bir çizgideydi. Fakat son günlerdeki eylemlere, Zafer Partisi’nin gençlerinden oluşan şoven-faşist öğrenciler de katılıyor. Bunlar, kendilerini Kemalist-Atatürkçü olarak tanımlayan gençleri de etkisi altına alarak, devrimci öğrenciler üzerinde basınç oluşturmaya başladılar. Fakat asıl olarak devrimci örgütlerin gençlik içinde güçsüzleşmesi, reformist grupların ise faşist-şoven baskılara boyun eğmesiyle gençlik eylemleri baltalanmaya başladı.

Bunu en açık haliyle 25 Mart Maçka Parkı’ndaki buluşmada ve 27 Mart’taki Cevahir AVM önündeki eylemde gördük. Maçka’da şoven-faşist gruplar “eylem komitesi” üzerinde baskı kurarak, devrimci gençliğin pankart ve flamalarını indirmesini istemiş, “eylem komitesi” de sözde “provokasyon çıkmasın” diye bu isteğe uygun davranmıştır. Oysa provokasyonu kimin çıkardığı bellidir. Şoven-faşist gruplar aracılığı ile ilerici-devrimci gençlik örgütleri eylemlerden dışlanmaya çalışılmaktadır. Böylece gençlerin devrimci kurumlarla yakınlaşması engellenmiş, eylemin gücü zayıflatılmış olacaktır.

27 Mart’ta Cevahir AVM gerçekleşecek eylem de yine “eylem komitesi”nin zafiyetinden dolayı bozguna uğramıştır. Gençlerin toplanacağı bilgisi alan polis, çevreyi ablukaya alınınca, “eylem komitesi” eylemin iptal edildiğini açıklayarak çekilmiş; bu sırada Cevahir AVM önünde toplanan kitleyi polisle karşı karşıya bırakmıştır.

Bazı devrimci gençlik örgütleri yaptığı açıklamada, her iki eyleme ilişkin EMEP, İDP, MTF’den oluştuğu söylenen “eylem komitesi”ni özeleştiri vermeye çağırmaktadır. Reformist-troçkist ağırlıklı grupların oluşturduğu “eylem komitesi” elbette bunun özeleştirisini vermelidir. Fakat aslolan devrimci grupların kendi iç örgütlülüğünü güçlendirmesi, eylemlerde birlikte hareket etmesi ve faşist-şoven grupların etkisini kıracak bir politik hat izlemesidir.

Elinde Türk bayrağı olan veya Atatürk posteri taşıyan her genç, şoven-faşist değildir. Büyük bir kısmı Atatürkçülüğü ilericilik, hatta devrimcilik olarak görmektedir. AKP döneminde, özellikle son yıllarda AKP gericiliğine karşı Atatürkçülük böyle tanımlanmaya başladı. Gençlik kitlesinin de ağırlıklı bölümünü bu gençler oluşturuyor. Elbette faşistler de bu sembolleri kullanıyor, fakat aralarındaki ayrımı iyi yapmak gerekiyor. Onları şoven-faşist kesimlerden koparacak bir esneklikle yaklaşılmalıdır. Ne gençler, ne de ivmelenen gençlik eylemleri, şoven-faşist kesimlere bırakılamaz.

Son eylemler için bir gençlik koordinasyonu oluşturulduğu açıklandı. Bu koordinasyona forumlardan seçilen temsilcilerin katıldığı belirtiliyor. Bu yönüyle demokratik bir örgütlenme olduğu söylenebilir. Fakat seçilen temsilciler gerçekten geldikleri fakülteleri temsil ediyor mu, bunlar ne kadar denetleniyor belirsizdir. Buna karşın devrimci öğrenciler bulundukları yerlerde forumlar düzenlemeli, temsilci seçilmelidir. Gerek merkezi koordinasyonlarda gerekse “eylem komiteleri”nde yer almalı, eylemlerin devrimci bir içerikte büyümesini sağlamalıdır.

Devrimci gençlik örgütleri, yaşanan bu ortamı kırmak için ortak imzalı pankartlarla da katılabilirler. Flama ve pankartlarda sınırlama getireceklerse de, dövizler kullanılacaksa da birlikte karar alınmalıdır. Bu eylem sürecinde, el yazılı dövizlerin dikkat çektiği görülüyor. El yazısı ile hazırlanmış, imzalı dövizler kullanmak da mümkündür. Ama her halükarda kendi siyasi kimlikleriyle yer almalı, ne faşistlere ne de onların baskısıyla hareket reformist-troçkist gruplara boyun eğmelidirler.

Dün olduğu gibi bugün de gençlik hareketi, toplumsal sorunlara duyarlı, ilerici-devrimci bir karakterde ilerleyecektir.

Bunlara da bakabilirsiniz

Gözaltında ve hapishanede işkence

19 Mart’tan bugüne 2 bine yakın kişi gözaltına alındı. İstanbul’da 268, Türkiye genelinde 301 kişi …

Cihan Alptekin’in mezarı başında anma

Kızıldere’nin yıldönümünde Rize-Fındıklı’da bir anma yapıldı. Saat 11.30’da yapılan basın açıklamasında, ortak metni Fındıklı Demokrasi …

tarihimizson

Geleceğimizin köprüsü tarihimiz

2 Nisan 1948- Sabahattin Ali öldü Savaş yıllarının yoksulluğu içinde okuyarak öğretmen olan Sabahattin Ali, …