Bir hafta süren Saraçhane buluşmalarının ardından, 29 Mart Cumartesi günü Maltepe mitingi gerçekleşti. Saraçhane bir miting değildi gerçekten de. Fiili bir kitle buluşmasıydı. Üstelik İstanbul Valiliği’nin eylem yasağına, birçok yolun trafiğe kapatılmasına rağmen, insanlar saatlerce yürüme pahasına Saraçhane’ye geliyor, öfkesini haykırıyordu. Bir hafta boyunca her akşam yüzbinleri -Pazar günü 1 milyonu- bulan kitle, Saraçhane’yi doldurdu. Polisin kitleye acımasızca saldırısında, bu yasak-engel tanımayan kitleye gözdağı verme, sindirme çabası vardı.
Buna rağmen Maltepe’ye milyonlar aktı. Elbette Maltepe, Saraçhane değildi. Yasal bir mitingdi. Fakat bir gün önce gençliğin Şişli’deki toplanmasına vahşice saldırmışlardı; gözaltı ve tutuklama furyası artarak devam ediyordu. Bütün bunların kitleyi korkutmadığı, aksine daha fazla kinlendirdiği, Maltepe mitinginde görüldü. En başta çocukları gözaltına alınan aileler çok öfkeliydiler. Mitinge katılanlar arasında en çok ilgiyi de onlar gördü. “Çocuklarımıza dokunmayın-Öğrenci Aileleri” pankartıyla gelen, ağırlıklı kadınların olduğu kortej ve attıkları sloganlar herkesin ilgisini çekti ve sahiplenildi. Adeta yeni bir “12 Eylül anneleri” doğuyordu. Gözaltına alınan gençlerin aileleri biraraya geliyor, ortak pankartla mitinge katılıyor, kendi aralarında örgütlenmenin ilk adımlarını atıyorlardı. Bugünlerde AKP’nin kitleyi sindirmek için yaptığı her şey, bir bumerang gibi kendisine geri dönüyordu.
Maltepe’ye her yerden en hızlı ulaşım aracı Marmaray’dı. Sabah saatlerinden itibaren tren vagonları mitinge gidenlerle dolmuştu. Marmaray, Ulaştırma Bakanlığı’na bağlı olduğundan, miting olduğu bilindiği halde seferleri çoğaltmadılar. Vagonlar tıklım tıklımdı. Ama her zamankinden farklı olarak insanlar birbirlerine daha anlayışlı davranıyor, kadınlara-yaşlılara yer veriyor, gülen yüzlerle sohbet ediliyordu. Tren Maltepe’ye yaklaşırken önce bir alkış koptu. Ardından “Hak, hukuk, adalet”, “Tayyip istifa” sloganları patladı. Bütün tren sloganlarla inliyordu. Maltepe istasyonuna inildiğinde sloganlar devam etti. Merdivenlerde izdiham oluştu. Ama görevliler dahil herkes birbirine itinalı davranıyor, kolaylık sağlamaya çalışıyordu.
İstasyon çıkışında pankartlar, flamalar, bildiri-gazete dağıtanlar, ajitasyon çekenler karşıladı kitleyi. Birlikte sloganlar atılmaya devam edildi. Bazı yerlerde gruplar oluşmuştu, gelecek olanları bekliyorlardı. PDD olarak biz de beklemeye başladık. Bu arada önlüklerimizi giydik, flamaları hazırladık. Hazırlıklar sürerken sivil polislerden oluşan bir grup geldi, oradan ayrılmamızı istedi. “Diğer grupları da uyardık, burasının miting alanı olmadığını söyledik, onlar gidiyorlar, siz de gidin” dedi. “Yoldaşlarımızı bekliyoruz, sonra gideceğiz” dedik. “Ama diğerleri gitti” diyerek üzerimizde basınç oluşturuyorlar. “Tamam, işimiz bitince gideceğiz” diyerek geçiştirdik, onlar da etrafımızda beklemeye devam ettiler. 15 dakika sonra alana doğru sloganlarla yürüyüşe geçtik. Attığımız genel sloganların dışında “Genel grev, genel direniş” sloganına da katılımın çok yüksek olduğunu gözlemledik. Bir yoldaş, 5 ve 9 yaşında iki çocuğu ile gelmişti. Çocukların flamaları tutması, sloganlara katılması, ilgiyi üzerlerine çekti. Bazen babalarının omuzunda, mitingin sonuna kadar kaldılar. Mitinge katılan başka çocukların da olması dikkat çekiciydi.
Ön tarafımızda DİSK’in korteji vardı, en çok da emekliler görünüyordu. (DİSK’in Cuma günü ilan ettiği “genel eylem” kararı da basın açıklamalarıyla geçiştirilmiş, DİSK’e bağlı işyerlerinde bile yaşama geçmemişti.) “Özgür basın susturulamaz” sloganıyla gazeteciler örgütü yan tarafımızda yürüyordu. Bu slogana hepimiz katıldık. Ailelerin kortejiyle de orada karşılaştık. Ayrıca birçok kişinin elinde el yazısı ile yazılmış çeşitli dövizler vardı. Çoğunda Atatürkçü sloganlar ve kısmi talepler vardı. Bazı yerlerde CHP’li gençler, İmamoğlu için başlatılan “imza kampanyası” için kitleyi imza vermeye çağırıyordu. İdealtepe tarafından ise “Emek ve Demokrasi Güçleri”nin korteji geliyordu. Alan tıklım tıklımdı, yürümekte zorluk çekiliyordu. Polis arama noktaları bu sıkışmayı arttırıyordu. Sonradan gelenler polis bariyerlerini yıkıp geçmek zorunda kalmıştı.
Miting saat 12.00’de başlayacaktı. Biz de o saatlerde alana girdik, biz girerken bir kısım kitle çıkıyordu. Yaşlılar ve çocuklar çimlerin üzerine oturmuşlardı. Girenler-çıkanlarla zorlukla kürsüye doğru yürüyüşü sürdürdük. PDD flamaları, birçok kişinin ilgisini çekiyordu, ne anlama geldiğini soranlar, yanımıza gelip fotoğraf çektirenler oldu. Alanda beklerken “sizi her yerde görüyorum, 1 Mayıs’larda, çatışmalı yerlerde hep varsınız; sizleri taktir ediyorum” dedi birisi. Biz de bu övgülere teşekkür ettik.
Miting bir saat gecikmeli başladı. İmamoğlu’nun ailesinden sonra Mansur Yavaş konuştu. Yavaş, ağırlığını Zafer Partisi’nin oluşturduğu milliyetçi topluluklardan alkış aldı. Saraçhane’de Kürtlerin bayrağına “paçavra” dediği için büyük tepki toplayan Yavaş, bu kez dikkatli bir konuşma yaptı. Hatta “Şırnaklı çocuklar da bizim çocuklarımız” diyerek telafi etmeye çalıştı. CHP il başkanı Özgür Çelik ise, İmamoğlu’nun mesajlarını verdi; Ahmet Arif’in şiirinden dizeler okudu. İmamoğlu’nun mesajı “yapay zeka” ile kendi sesinden dinletildi. Son konuşmacı Özgür Özel ise, Saraçhane’de konuştuklarını yineleyince, mitingden ayrılan kitle sayısı artmaya başladı.
Dönüşte de yaklaşık bir saatlik yürüme ile istasyonlara ulaşıldı. İnsanların çoğu ücretsiz geçiş yaptı. İstasyonlar yine tıklım tıklımdı. Ama insanlar mutluydu. Son yıllarda yapılan bütün “mutluluk endeksleri”nde Türkiye en arka sıralarda çıkarken, 19 Mart’tan sonra bu durum da değişmeye başladı. Direniş insanlara mutluluğu yeniden getirmişti; asık suratlar değişmiş, yerini umutlu bir aydınlık almıştı.
Trene binenler, mitingden gelenler olduğu için mitinge dair konuşmalar sürüyordu. Bir kadının “size Erdoğan’ın mektubunu getirdim” diyerek bunu alanda okumaya çalıştığını, tepkiler olunca sustuğunu, mitingdeki kadınların çabasıyla alandan çıkartıldığını söylediler. Bu provokatif girişim bir yerle mi sınırlıydı, mitingin çeşitli yerlerinde yapılmış mıydı, anlayamadık. Fakat her halükarda mitingi karıştırmak istemişlerdi.
Maltepe mitingi, Saraçhane’nin coşkusunu taşımasa da artan kitleselliği ile direnişin bitmediğini gösterdi. Bundan sonra asıl olarak yerellerdeki direnişler ve gençliğin mücadelesi belirleyici olacaktı.