Anasayfa / Ekonomi / Dershane kavgası: Hem rant, hem kadrolaşma

Dershane kavgası: Hem rant, hem kadrolaşma

ögrenci

AKP ile Gülen cemaati arasındaki kıran kırana süren kavganın patlak verdiği nokta, dershaneler konusu olmuştu. Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı’nın geçtiğimiz aylarda “2014 Ocak ayından itibaren dershanelere ruhsat vermeyeceğiz, 2014 Haziranı’nda hepsinin işlevi sona erecek ve yeni kayıt yapmayacaklar” açıklaması, cemaatin, Erdoğan’ın ayağını kaydırmak için harekete geçmesine neden oldu.

AKP ile cemaat arasında, son bir yılda çeşitli defalar çelişki ve çatışmalar ortaya çıkmış, ancak bir biçimde uzlaşmayı sağlayarak kavgaya son vermişlerdi. Ancak bu defa olmadı. Erdoğan’ın hedef aldığı dershaneler o kadar önemliydi ki, cemaat bu defa geri adım atma ya da uzlaşma yoluna gitmedi. Bardağı taşıran bir damla olarak, “öldürücü” karşı saldırı dalgasını başlattı.

 

Dershaneler neden önemli

Dershane kavgasının bu kadar büyük olmasının iki temel nedeni var: Rant kavgası ve devlet içinde kadrolaşma.

Dershaneler ve cemaat okulları, cemaatin kadrolaşma faaliyetinin en önemli aracı olarak çalışıyorlar. Bu eğitim kurumlarında, en zeki, en başarılı çocukların üzerinde özel olarak duruluyor. Çok yoksul olanlara ise burs olanağı sağlanıyor.

Eğitim sürecinin önemli bir parçasını ideolojik bombardıman oluşturuyor. İdeolojik olarak yatkın olanlarla ayrı bir çalışma yürütülüyor. Sınav sorularına yönelik yolsuzlukları da devreye sokarak (soruların önceden cemaat dershaneleri tarafından alındığını gösteren sayısız haber çıkmıştı) çocukların en iyi okulları, gençlerin en iyi üniversiteleri kazanması sağlanıyor. KPSS’den hakimlik sınavlarına kadar, merkezi yapılan bütün meslek sınavlarında da benzer biçimde cemaat dershanelerinin ezici ağırlığı sözkonusu. Birkaç yıl önce KPSS sınavında, cemaat dershanelerinden gelen 200 kişinin tam puan alması, en çarpıcı örnekti. Bakanlıklar, eğitim kurumları, konut sektörü, yargı, sağlık, bilim, güvenlik vb. hemen her alanda “F tipi eğitim”den geçmiş gençler konumlandırılıyor ve böylece cemaatin elinin, devletin ve yaşamın her alanına erişmesi sağlanıyor.

Cemaat bütün bunları, okulları aracılığıyla da yapıyor elbette. Ancak dershanelerin sağladığı avantajlar, okullarla kıyaslanmayacak kadar büyük. En başta, okulların ücretiyle dershanelerin arasında devasa bir fark var; bu fark, özel okullara gidemeyen, ama tüm koşullarını zorlayarak dershane parasını denkleştirebilen yoksul kesimlere de ulaşmasını mümkün kılıyor.

2012-2013 öğretim yılında dershanelere kayıtlı öğrenci sayısı toplam 1 milyon 280 bin 297. Dershane piyasasının yüzde 60’ı cemaatin elinde. Dershaneye gitmeden sınav kazanabilen son derece sınırlı sayıdaki öğrenciyi ve eğitim sürecini tamamlama hedefi olmayan geniş bir kesimi dışarıda bırakırsak; eğitim sürecini tamamlayarak iş hayatına atılacak gençlerin yarısından fazlasının cemaatin “elinden” geçtiğini görebiliriz. Keza son on yılda, Anadolu’dan üniversite sınavını kazanan her üç öğrenciden birinin cemaat okulunda ya da dershanesinde eğitim gördüğü söyleniyor.

Diğer taraftan, laik kesimler kendi çocuklarını cemaatin okullarına göndermiyorlar, ancak özellikle üniversite sınavını kazanma düzeyinin yüksek olmasından dolayı dershanelere göndermekte bir sakınca görmüyorlar. Burada öğrencilere kayıt aşamasında “karma sınıf-homojen sınıf” dayatmasının yapılması, “karma sınıf”taki eğitimin son derece ciddiyetsiz ve kötü olması gibi örtük ideolojik dayatmaları da kabulleniyorlar. Keza bazı cemaat dershanelerinde, deneme sınavlarına girmek isteyenlere de, Zaman gazetesine yıllık abone olması, 252 TL olan yıllık abonelik ücretinin peşin ödenmesi şartı getirildiği biliniyor. Laik kesimler, salt üniversite sınavını kazanma adına bütün bu dayatmaları kabullenebiliyorlar. Siyasi görüşü çok net olmayan önemli bir kesim de benzer nedenlerle cemaat dershanelerini tercih ediyorlar.

Dershanelerin kapatılmasının en önemli sonucu, cemaatin bu kadar geniş öğrenci kitlesine ulaşmasını engellemek; bunun doğal sonucu olarak da örgütlenme faaliyetini ve devlet içindeki kadrolaşmasını sekteye uğratmaktır.

İkinci unsur ise, devasa bir pazarın ortadan kaldırılması, cemaate akan en önemli para musluklarından birinin kapatılmasıdır. 2012-2013 öğretim yılında ülkemizde faaliyet gösteren dershane sayısı  4 bin 099’dur. Bu dershanelere kayıtlı öğrenci sayısının 1 milyon 280 bin 297 olduğunu söylemiştik. Bu dershanelerin toplam cirosunun 2 milyar dolara yakın (4 milyar TL’den fazla) olduğu tahmin ediliyor. Bu rantın, cemaatin elindeki bölümün 3 milyar 400 milyon civarında olduğu düşünülüyor. Üstelik dershanelerin çıkardığı kitap ve dergilerin satılmasından elde edilen gelir bu hesaba dahil değil.

Dershanelerin kapatılması, bu gelire vurulmuş ciddi bir darbe anlamına geliyor. Cemaatin dershaneler konusunda bu kadar net bir tutum sergilemesi, hatta Erdoğan ile açıktan bir “iktidar” savaşını başlatmasında, bu rantı kaybetme riski önemli bir rol oynuyor.

 

Hükümet, dershanelerin özel okullara dönüştürülmesi seçeneğini de gündeme getiriyor. Ancak bu gerçekçi bir durum değil. Okul olması için getirilen kriterler öylesine zorlu ki, varolan dershanelerin ancak yüzde 20’si bu dönüşümü gerçekleştirebilecek; yüzde 80’i ise kapanmakla karşı karşıya kalacak. Üstelik özel okul piyasasında cemaatin bugünkü payı son derece sınırlı; varolan okullar da kapasitesini dolduramama sorunu yaşıyor.

 

İktidar kavgasında görünmeyenler

Dershane sektöründe 60 bini öğretmen olmak üzere yaklaşık 100 bin kişi istihdam ediliyor. Ve bunların tümü, çok ağır koşullarda, çok düşük ücretlerle çalıştırılıyor. Ezici çoğunluğu iş güvencesinden yoksun biçimde, her an işten atılma korkusuyla yaşıyor.

Diğer taraftan, milyonlarca öğrencinin umutları kırılıyor. Sınav yolsuzlukları, soruların çalınması, bazı kesimlerin salt siyasi görüşleri nedeniyle “yarışı” kazanması nedeniyle hayal kırıklığı yaşıyor. Eğitim sisteminin çarpık yanları, dershanelere akıtılan milyonlar ile giderilmeye, bir umut yaratılmaya çalışılıyor.

“İktidar kavgası” yürütenler için dershaneler, kendi yerlerini sağlamlaştırmanın bir aracından başka birşey değil. Dershanelerin kapatılması, cemaat için hem son derece önemli bir gelir kalemini, hem de devlet içinde kadrolaşmada belirleyici bir olanağı kaybetmek anlamına geliyor. Erdoğan ise, kendi “iktidarını” sağlamlaştırmada engele dönüşen kadrolaşmayı durdurmak, en azından zayıflatmak için dershaneleri kapatmak istiyor. Ayrıca eğitimi tamamen özelleştirmeyi, bu alanı kendi yandaşlarına peşkeş çekmeyi, bütçedeki “eğitim” kalemini, tümden kaldırmayı amaçlıyor.

Gelecek umutlarını dershanelere bağlamış kitleler ise, AKP-Cemaat arasındaki bu “it dalaşı”ndan ayrı, kendi kavgasını yükseltmeli! “Parasız eğitim” şiarını daha güçlü haykırmalı! Öğrenci-öğretmen-veli dayanışmasını yaratmalı! Kendi örgütlülüklerini kurarak, eşit-bilimsel-demokratik eğitim talebini daha güçlü yükseltmeli!

 

  • 2002 yılında devlet okuluna kaydı yaptırılan çocuk için ortalama 720 lira ödeniyordu; 2011 yılında 4.5 katı artışla bu para 3 bin 200 liraya çıktı.
  • AKP hükümetinin 2002 yılındaki kuruluşunda, eğitime yatırım yüzde 17.15’ken, 2011’de yüzde 5.85’e düştü.
  • Özel dershanelerin sayısı 1225’ten, iki katı artışla 4099’a çıktı. Öğrenci sayıları ise 606 binden 1 milyon 234 bine yükseldi.
  • Özel okulların öğrenci sayısı 223 binden 2 kat artışla 498 bine çıktı.
  • AKP dönemine kadar güvencesiz öğretmen çalıştırması yokken güvencesiz çalıştırma yöntemleri yaratıldı. Bugün yüzbinlerce sözleşmeli, 60 bin vekil, 15 bin ücretli ve 4-C’li onbinlerce öğretmen var.
  • Matematik ve fen eğitiminde dünya sıralamasında 49 ülke arasında 30; AB sıralamasında ise sonuncuyuz.
  • Üniversite ve lise sınavlarında onbinlerce öğrenci sıfır çekiyor.
  • OECD’nin 2013 yılı “İyi Yaşam Endeksi” sonuçlarına göre, 34 üye ülke içinde, Türkiye, en kötü yaşam koşulları ile sonuncu.

Bu yazılara da bakabilirsiniz

“Biz teslim olmayız!” (Nilgün Gök)

Bir kamulaştırma eylemi sırasında 14 Ekim 1993 tarihinde şehit düşen Genç Komünar Nilgün GÖK “Kirli …

Üniversite sınavı ve sıfır çekmek

Üniversiteye giriş sınavında, 2 milyon 260 bin öğrencinin sınavının geçerli sayıldığı yeni sistemde 40 bin …