Haziran coşkusuyla Yeni kavga yılına…

yumruklar

Yeni yıla girerken umutlarımız daha büyük. Umudumuzu büyüten en büyük etken, geride bıraktığımız yılda yaşanan Haziran ayaklanmasıdır.

Kuşkusuz, Haziran ayaklanması bir birikimin sonucudur. Devletin artan saldırılarına karşı direniş ve eylemde ısrar Haziran ayaklanmasına giden yolu döşedi. Daha 2013 yılının ilk ayında Zonguldak maden işçileri, iş çinayetlerine, fiili grevle karşılık verdiler. Ardından mevzi  direnişlerin sürekliliği, alan yasaklarına karşı ısrar, devletin tüm baskı ve yasaklarına karşı eylemler, Haziran ayaklanmasını getirdi.

 

İşçi ve emekçilere artan saldırılar

Yıl boyunca yasaları da arkalarına alan patronlar, işçi ve emekçilere karşı saldırılarını artarak sürdürdü. Kapsamlı bir saldırı olan “ulusal istihdam stratejisi” parça parça hayata geçirilmeye başlandı. Çocuk ve genç işçilerin ağır ve tehlikeli işlerde çalışma yaşı, 18’den 16’ya düşürüldü. Taşeronlaştırma uzun yıllardır uygulanan bir yöntem, fakat son yıllarda iyice yaygınlaştırıldı. Çalışma Bakanlığı’nın açıklamasına göre, 2002 yılında 387 bin olan taşeron işçi sayısı, 2013 yılında 2 milyonu aştı. DİSK’in tespitine göre ise, 6 milyon taşeron işçi bulunuyor.

Yürürlükteki yasaya göre, asıl iş taşerona verilmiyordu. Şimdi asıl işin de taşerona verilmesi için çalışma yapılıyor. Çalışma Bakanlığı, taşeron ve “özel istihtam büroları”nın kapsamını genişletme ve kıdem tazminatının gaspını içeren bir yasa tasarısı hazırladı.

Yılın son aylarında “üçlü danışma” dedikleri (hükümet, patronlar ve işçi sendika konferadasyonları ile) toplantılar yapıldı. Özellikle kıdem tazminatının gaspına dönük işçi ve emekçilerin tepkisi sokağa yansıyınca, şimdilik rafa kaldırıldı. Fakat, kıdem tazminatını gaspetmek hep hedeflerinde! Onun zeminini kolluyorlar. Buldukları an gaspetmeye çalışacaklardır.

Bu yıl, işçi kıyımları ve iş cinayetleri, önceki yılları aşan boyutlara ulaştı. Sendikalaştıkları için, “performans düşüklüğü” ya da “üretimde darlaştırma” gibi gerekçelerle binlerce kişi işten atıldılar. Bunlara üretimi tümden durdurarak, kitlesel işten atılanlar da eklendi. Bir gece vakti işçilerden habersiz fabrikaların içini boşaltıp kaçan patronlar oldu. Ya da “iflas ettim” diyerek işçilerin biriken haklarını gaspedenler… Hey Tekstil, Kazova, Feniş’de olduğu gibi…

DİSK’in Araştırma Enstitüsü DİSK-AR’ın, TÜİK hane halkı işgücü anketi Temmuz 2013 dönem sonuçlarını değerlendirdiği açıklamada, işsizlikte 544 bin kişi artış var. DİSK-AR, işsizlik oranını yüzde 9.3 değil, yüzde 15.79 olarak saptadıklarını belirtti. İşsiz sayısı da 2 milyon 686 bin değil, 4 milyon 894 bin olduğu tespit edildi. İş cinayetlerinde ise bu yıl da dünya üçüncülüğü, Avrupa birinciliğini koruduk. İş cinayetleri her ay 120’nın altına düşmüyor. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin raporuna göre, 2013 yılının ilk 11 ayında 55 çocuk işçi de bu cinayetlere kurban gitmiş.

 

Grev, işgal, direniş…

İşçiler ve emekçiler, burjuvazinin saldırılarına sesiz kalmadı. Her saldırıya karşı mutlaka bir tepki ortaya koydular. İşten atılanlar hemen direniş çadırını kurdular. Fabrika önü direnişler, artık bir gelenek halini aldı. Buna fabrika işgalleri de eklendi. “İflas ettim” diyerek fabrikayı terk eden Feniş patronuna, Feniş işçilerinin yanıtında olduğu gibi… Kazova işçileri ise, fabrika işgalinden, kendileri üretime geçerek, Türkiye’de bir ilki gerçekleştirdiler.

Bu direnişlerin yanı sıra, işçi ve emekçiler yıllar sonra grev silahını devreye soktular. Hava Yolları ve Çaykur’da, tektil sektöründe 30 işyerinde, Darphane’de, İzmir Belediyesi’nde, İSDEMİR de işçiler greve gittiler. Ve Türkiyede ilk AVM grevi olarak, Leroy Merlin işçileri de grev yaptı.

Bu grevlerin bazıları başarısız, bazıları başarılı geçti. Hava Yolları, en uzun süren fakat greve katılımın çok düşük olduğu, bu yüzden de etkisiz kalan bir grev oldu. Çaykur grevi ise, başladığı gibi bitmesiyle en başarısız grev olarak tarihe geçti. İzmir Belediyesi’ne bağlı İzelman ve İzenerji işçilerinin grevi, Belediye yönetiminin şikayeti üzerine, Yüksek Hakem Kurulu’nun işkolunu “grev yasakları arasında” göstererek grev hakkını gaspetmesiyle bitirildi. Tekstil işçilerinin grevi, taleplerin büyük oranda karşılanması üzerine sona erdi. Keza Darphane işçilerinin grevi de, taleplerin büyük oranda kabul edilmesiyle sonlandırıldı. Leroy Merlin işçilerinin grevi günler sonra taleplerinin hepsinin karşılanması sonucu bitirildi.

Yıllar sonra grev silahının devreye sokulması, kuşkusuz başlı başına bir önem taşımaktadır. Ayrıca   KESK’in ve doktorların grevlerini de eklemek gerekir. Genel olarak yapılan grevler toplu iş sözleşmelerinin tıkanması üzerine gerçekleşen grevlerdir. Yani yasalar çerçevesinde gelişmiştir. Fakat madencilerin iş cinayetlerine ve ağır çalışma koşullarına karşı yaptıkları fiili grevler de olmuştur. Ve bunun etki gücü, diğerlerine göre daha fazladır.

 

Direniş biçimleri artıyor

Patronların dolandırıcılığına, hırsızlığına karşı, işçilerin fabrika işgalleri gerçekleştirmeleri, oldukça anlamlıdır. Bunu değişik eylem biçimleriyle zenginleştirmeleri, direnişlerini büyütmüş ve daha geniş kesimlerin duymasını sağlamıştır.

Patronların yönetim binalarının, mağazalarının, örgütlü bulundukları işveren derneklerinin önlerine eylemlerini taşıdılar. Mesela Feniş işçileri, TÜSİAD’ın önünde eylem yaptılar. Kazova işçileri çok sınırlı olanaklarla bozuk makinaları tamir ederek kendileri kolektif üretim yapmaya başladılar. Fabrikada alacaklarını kurtaran işçiler, şimdi kooperatifleşerek üretimini başka bir yerde sürdürmektedirler.

Öte yandan Muğla Yatağan kömür ocağı ve termik santralinin özelleştirme girişimine karşı, maden ve enerji işçilerinin günlerdir direnişi devam ediyor. Gece gündüz süren direniş, her şeyden önce ihale daha başlamadan saldırıyı önden karşılamaları anlamına geliyor ki, bu çok önemlidir.

Keza yılın son aylarında kıdem tazminatının gaspının gündeme gelmesiyle, işçilerin eylemli tepkileri de, işçilerin haklarına sahip çıktığının göstergesidir.

 

Sonuç yerine

Tabii ki yıla damgasını vuran Haziran ayaklanmasıdır. Kendiliğinden gelişen bu halk hareketinde, işçi ve emekçiler, ezici çoğunluğu oluşturdu. Şehit olanlar, yaralananlar, gözaltına alınanlar oldu. Gündüz işyerlerinde olan işçi ve emekçiler, akşamları sokaklarda barikat başlarında çatıştılar. Fakat ne yazık ki bu, sendikal düzeyde bile örgütlü bir katılım değildi. DİSK ve KESK’in grev kararları da ‘doslar alışverişte görsün’ kabilinden oldu. Dolayısıyla günlerce süren genel direniş, genel grev ayağından yoksun kaldı.

Haziran ayaklanması, kitlelerin eylem gücünün tayin edici önemini bir kez daha gösterdi. Haziran ayaklanması bize yenilgi psikolojisinden çıkmayı, başarma duygusunu yaşattı. Savunmadan çıkıp saldırıya geçmeyi öğretti. Fakat aynı zamanda genel grevin eksikliğini, işçi sınıfı ayağa kalkmadan gerçek kazanımın olmayacağını da gösterdi.

O halde, yeni mücadele yılı, genel direnişin genel grevle birleştiği yıl olmalı!

Bunlara da bakabilirsiniz

“Asgari değil insanca yaşam istiyoruz” talebi ile eylem yapıldı

Göstermelik asgari ücret görüşmelerinin başlayacağı Aralık ayından önce İşçi Emekçi Birliği yaptığı eylemle, “insanca yaşanacak …

chd-eylem1

ÇHD avukatlarına ceza yağdı

Yaklaşık 10 yıldır süren, Çağdaş Hukukçular Derneği ve Halkın Hukuk Bürosu avukatlarının yargılandığı dava, 7-11 …

Taksim-İstiklal Caddesi’nde patlama

Taksim’de İstiklal Caddesi’nde, saat 16.20 civarında büyük bir patlama meydana geldi. Cumartesi günü, İstiklal Caddesi’nin …