Özel okullar ile birlikte eğitim de iflas ediyor

Doğa Koleji’nde ücretlerini alamayan öğretmenler derslere girmeyince, öğrenci velileri ile öğretmenler birlikte eylem yapmaya başladı. Türkiye’de en büyük eğitim zincirine sahip olan Doğa Koleji’nde ortaya çıkan bu tablo, özel okullarda yaşanan sorunları ve eğitimin içinde bulunduğu içler acısı hali ortaya koydu.

 

Ücret alamayan öğretmenler

Doğa Koleji bünyesinde çalışan ve üç aydır ücretleri ödenmeyen öğretmenler, tüm şubelerde dersleri boykot etmeye başladı. Eylem özellikle İstanbul, Ankara ve İzmir kampüslerinde etkili oldu. Bu arada, okulun kaloriferlerinin çalışmadığı ve elektriklerinin kesildiği de ortaya çıktı. Doğa Koleji’nde çocukları kayıtlı olan veliler ise, 100 bin liraya varan okul taksitlerinin tamamının yaz döneminde, daha okullar açılmadan önce ödendiğini; okul ödemesi için çektikleri kredilerin taksitlerinin daha bitmediğini, ama çocuklarının bir anda ortada kaldığını anlattılar.

Benzer bir tablo, iflas eden Özgür Boza Okulları’nda da ortaya çıktı. Özgür Boza Okulları, Köy Enstitüleri’nin adını bile kendi ticari sermayesi haline getiren bir işletme. 2018-2019 öğretim yılında kurulan okul, 22 Kasım 2019’da kapandığını duyurdu. Okulun Maltepe şubesi de, öğrenci kaydı yapıp velilerden paraları aldıktan 10 gün sonra kapandı. Maltepe şubesinin velileri, henüz ödedikleri paraları geri alabilmiş değil. Burada da öğretmenlerin birikmiş ücretleri ödenmeden okul sahipleri ortadan kayboldu.

 

200’den fazla özel okul iflasın eşiğinde

Türkiye Özel Okullar Derneği (TÖZOK) Başkanı, özel okulların çok ciddi ekonomik sıkıntılar yaşadığını anlattı ve bunlardan 200 kadarının 2020’de iflas tehlikesi ile karşı karşıya olduğunu söyledi.

Ülkemizde özel okullar, AKP döneminde eğitimin içini boşaltma ve kalitesizleştirme hamlesinin bir parçası olarak rol oynadılar. En başta devlet okullarındaki eğitimin yetersizliği karşısında, çocuklarının iyi bir eğitim almasını isteyen kesimler mecburen özel okullara yöneldiler. Devlet okullarındaki aşırı yüksek sınıf mevcutları, müfredatın giderek daha basit-uydurma-antibilimsel hale gelmesi karşısında, maddi durumu görece daha iyi olan aileler, özel okulları bir “kaçış noktası” olarak görmeye başlamışlardı.

Bir diğer kesim ise, giderek daha fazla dincileştirilen, hatta tarikatların serbestçe hakimiyet kurmaya çalıştığı devlet okulları karşısında, daha bilimsel ve laik bir eğitim arayışına giren velilerdi. Onlar da özel okullara mecbur bırakıldılar. Bu arada özel okullarda teşvik sistemi yürürlüğe sokuldu; çocukları özel okullara göndermek de, devlet politikası olarak ayrıca teşvik edildi.

Bütün bu sistemli politikaların sonucunda yetersiz kaynaklarla, denetimden uzak biçimde her köşe başında bir “merdivenaltı okul” açıldı; bu okullar sadece öğrenciler ve veliler için değil, aynı zamanda öğretmenler için de bir bataklığa dönüştü.

Bu okullarda öğretmenlerin çok ağır koşullarda, düşük ücretle, iş güvencesinden yoksun olarak çalıştığı, ücretlerini düzensiz aldığı zaten biliniyordu. Okul bir ticarethaneye dönüşünce, velilerden kayıt paraları daha okullar açılmadan önce toplanıyordu; ancak öğretmenlerin ve okul emekçilerinin ücretl aynı  hızla dağıtılmıyordu.

Sonuçta, görece daha bilimsel, kaliteli ve laik bir eğitim arayışında olan ailelere ne idüğü belirsiz okullar sunuldu. Son 4 yıl içinde özel okul sayısı iki katına çıktı; 6 bin 710 olan özel okul sayısı bugün 12 bin 500’e ulaşmış durumda. Öyle ki, eğitimdeki toplam okul sayısının yüzde 19,2’si artık özel okullardan oluşuyor; yani her 5 okuldan biri özel okul oldu. Bu okullarda okuyan öğrenci sayısı da devasa rakamlara ulaştı; toplam öğrenci sayısının yüzde 8.72’si özel okullarda okuyor.

Özel okullarda 4 yıl önce 800 bin kontenjan sözkonusuydu ve 650 bin öğrenci öğrenim görüyordu. Kontenjanların yüzde 70’i doluydu. Devlet tarafından teşvik vardı; öğrenci başına 4 bin lira ödeme yapıyordu devlet. Bu durum fiyatların inmesini, öğrencilerin özel okullara geçmesini kolaylaştırdı. Keza özel okul kurmak, yeni ve çok karlı bir yatırım alanına dönüştü; eğitim bilgisi-tecrübesi olmayan çok sayıda işadamı, özellikle “inşaatçılar” özel okula yatırım yaptı.

Ekonomik kriz başladıktan sonra işler birden değişti. Devlet teşviği kesildi, velilerin ödeme gücü düştü, sürekli yeni öğrenci kaydı yapılmasına dayanan “saadet zinciri” kırıldı.

Şimdi 1,5 milyon öğrenci özel okullarda okuyor, kontenjan ise 3,8 milyon. Yani okulların yüzde 40’ı ancak dolu. Bu koşullarda rekabet artıyor, maliyetin altında rakamlarla öğrenci kaydetmeye çalışıyorlar. Sonuçta iflas kaçınılmaz hale geliyor.

Ve bugün iflas eden özel okullar, yok parasına okullarını devretmeye çalışıyorlar. Öğretmen ve personel giderleri hariç, kiralık bir binada 500 öğrencili bir okul kurmak için en az 5 milyon lira gerekiyor; ama 2 milyon liraya okul satın almak olanaklı hale geliyor.

 

Sistem çökünce

Böylesine çürük temeller üzerine kurulmuş, “saadet zinciri” gibi gelişmiş olan özel okul sisteminin, ilk krizde çökmesi zaten kaçınılmazdı. Şimdi geleceğini özel okullara bağlamış olan 1,5 milyon öğrenci, 175 bin öğretmen ve 50 bin personel, bulunduğu okulun batıp batmayacağı şüphesi ve korkusu ile karşı karşıya.

Bu yanıyla Doğa Koleji ve Özgür Boza Okulları’nın yaşadıkları öğretici ve yol göstericidir. Bu okullarda, öğretmenler, öğrenciler ve veliler birlikte eylem gerçekleştiriyor, devletin soruna bir çözüm bulmasını istiyorlar.

Eğitim alanı devletin en büyük sorunları çıkardığı alanlardan biridir. Bu koşullarda yapılması gereken tek şey, mücadeleyi yükseltmektir. Eğitimin ticarileştirilmesine, kalitesizleşmesine, dincileşmesine, bilimsellikten uzaklaşmasına karşı mücadele etmek. Eğitimin tüm bileşenleri ile; öğrenciler, öğretmenler, okul çalışanları ve veliler olarak birlikte kolektif mücadele etmek. Bilimsel, parasız, laik, eşit ve anadilde eğitim hakkı tüm öğrencilerin ve eğitim emekçilerinin en temel hakkıdır.

Bunlara da bakabilirsiniz

Seattle’da “özerklik” ilanı

ABD’de George Floyd isimli siyahın polis tarafından katledilmesinin ardından başlayan büyük kitle gösterileri, yeni bir …

Fransa’da sağlık çalışanlarının genel grevi

Fransa’da sağlık çalışanları, sağlık sisteminin düzeltilmesi, kötü çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve ücretlerin artırılması gibi yaşamsal …

Korona bahane, doğa talanı sürüyor

Doğa eylemlerinde en yaygın kullanılan slogan, “üstü altından değerlidir” oldu. Doğaya, o doğanın barındırdığı bitki …