Yerel seçimler tablosu: Çare sandıkta değil, mücadelede!

Yerel seçimlere bir aydan az bir zaman kaldı. Partilerin adayları, ittifakları belli oldu. Düzen partilerinin yanı sıra reformist partilerin ve devrimci kurumların da tavırları netleşti. Son anda değişiklik olmazsa verili durum üzerinden seçimlere gidilecek.

Muhalefet bu kez parçalı durumda. “6’lı masa” veya “millet ittifakı” çoktan dağıldı. Her parti kendi adayı ile yerel seçimlere katılma kararı aldı. “Cumhur ittifakı” ise YRP firesine rağmen birliğini koruyor. YRP’nin de büyük şehirlerde son anda adayını çekerek AKP’ye destek vereceği söyleniyor.

Genel tabloya baktığımızda; 2023 Mayısı’nda yapılan genel ve cumhurbaşkanlığı seçiminde, muhalefetin yarattığı büyük beklenti ve umut, bu seçimlerde görünmüyor. Kitlelerde bir seçim heyecanı yaratılmış değil. Yerel seçimin kitleleri daha yakından ilgilendirdiği göz önüne alınırsa, ilgi ve isteğin artması beklenir. Ama bu seçimde böyle bir havanın oluşmadığını söyleyebiliriz.

Son seçim hüsranı, kitlelerde bir seçim bıkkınlığı, yorgunluk ve kayıtsızlık yarattı doğal olarak. Bunun elbette olumlu yönleri olduğu gibi olumsuz yönü de var. Bu ruh hali, düzen partilerinden kopuşa, radikal arayışlara yol açıyorsa, elbette çok anlamlıdır. Fakat genel olarak siyasetten uzaklaşmanın, her şeye güvensizleşmenin, gelecekten umudunu kesmenin bir tezahürü ise, daha vahim bir durumla karşı karşıyayız demektir. Ne yazık ki, ikincisi baskın görünüyor. Toplumsal muhalefet, özel olarak da işçi hareketi  canlanmadığı sürece, bu ruh halinden çıkılması da imkansız.

 

Seçimin odak noktası İstanbul

2024 yerel seçimi, asıl olarak İstanbul’a kilitlenmiş durumda. Erdoğan, son “seçim zaferi”nin ardından yaptığı konuşmada İstanbul’u da alacaklarını söyleyerek, bunun fitilini yakmış oldu. Kuşkusuz İstanbul’u kazanmanın siyasal, moral bir önemi var. Fakat asıl mesele, İstanbul’un en büyük rant kaynağını oluşturması. Egemen kliklerinin her iki kanadını da asıl bu rant ilgilendiriyor.

İstanbul’un bir diğer önemi, İmamoğlu’nun geleceğini belirlemesidir. İmamoğlu, şu anda CHP’nin fiili başkanı durumunda. Seçildiği günden bu yana da Erdoğan’ın rakibi olarak konuşlandırıldı. ABD ve İngiltere başta olmak üzere büyükelçilerle görüşmeler yapması, cumhurbaşkanı adaylığında isminin öne çıkarılması ve en sonu “cumhurbaşkanı yardımcısı” olarak sunulması, Erdoğan sonrası döneme onu hazırladıklarını gösteriyordu.

İmamoğlu, yeniden seçilemediği durumda, siyasi hayatında önemli bir yara almış olacak. Böyle bir yenilgi, CHP’deki yönetimi de sıkıntıya sokacak. Daha şimdiden CHP içinde 1 Nisan sonrası kurultay çağrısı yapanlar var. Kılıçdaroğlu taraftarlarının kızgınlığı, yerel seçimlerde aday gösterilmeyenlerin küskünlüğü, CHP’nin durulmadığının işaretleri. Özgür Özel ile CHP tabanında yaratılmaya çalışılan umut ve toparlanma, başarılamadı. Adayların belirlenmesinde izledikleri yöntemler, gösterdikleri adaylar tabandan tepki aldı, dahası bu yönetime güveni sarstı.

Bu yönleriyle 2024 yerel seçimleri, CHP açısından daha kritik bir önem arzediyor. CHP elindeki büyük şehirleri, özellikle de İstanbul’u kaybederse, hem tabanında tepkiler büyüyecek, hem de yeni kapışmalara, belki de parçalanmalara yol açacak. Oysa AKP’nin İstanbul’u kaybetmesi, onu çok zorlayacak bir durum değil. Nasıl olsa yönetim elinde ve her isteğini yapıyor. Buna rağmen gücünü pekiştirmek, asıl olarak da rant alanlarını çoğaltmak için İstanbul’a asılıyor.   

Esasında İstanbul, her seçimde en önemli şehirdir. Türkiye’nin minyatürü gibidir. Onun için “İstanbul’u kaybeden Türkiye’yi kaybeder” demişti Erdoğan.

Bu seçimlerde de AKP her tür hileye başvuracaktır. Erdoğan şimdiden il il dolaşmaya başladı. Seçim yasasında değişiklikler yapıldı, yeni yargı paketiyle muhalefet üzerindeki baskıları arttıran maddeler getirildi. vb…

Asıl önemli olan, başta CHP olmak üzere muhalefetin ne yapacağıdır. AKP hileli bir şekilde İstanbul’u alabilir veya geçen dönem yaptığı gibi kaybettiği seçimi tanımayıp “tekrar seçim” diyebilir. Muhalefet hiç böyle bir ihtimal yokmuş, demokratik bir seçim olacak ve buna AKP de saygı gösterecekmiş gibi davranıyor. Kitleler seçimlere güven kaybetmesin, yine koşa koşa sandığa gitsin diye bu oyunu hep birlikte oynuyorlar. Oysa yine hileli ve sorunlu bir seçim yaşanacağı kimse için sır değil.

 

Reformizmin kötü sınavı

Reformist partiler de seçime kilitlenmiş durumdalar. Ve giderek burjuva siyasetine daha fazla bulaşıyor, benzer yöntemlere başvuruyorlar.

2023 genel seçimlerinde arkasına bir rüzgar alan TİP, bu savruluşun başını çekiyor. CHP’ye tepkiyle verilen oyları, ya da Can Atalay gibi devrimci-demokrat kesimlerin oy verdiği adayları kendi hanesine yazmış görünüyor. Bu yanılsama ile “burada ben güçlüyüm, benim adayımı destekleyin” dayatmasında bulunuyor. Başta Hatay olmak üzere birçok yerde bu tutumu, devrimci-demokrat kesimlerin ortak hareketini parçalayan bir rol oynadı. Daha önemlisi, biraraya gelen kurumların aday belirleme ve yönetmede söz ve karar hakkını tanımaması, başka adayların da çıkmasına zemin hazırladı.

Adayların siyasal kimliğine değil, tanınmışlığına odaklanması ise, bardağı taşıran son damla oldu. Hatay’da Gökhan Zan’ı aday çıkarması en tipik örneğidir. Önce İYİP’ten milletvekili adayı olan, sonra CHP’den belediye başkanlığı isteyen, iki taraftan da istediğini alamayınca reformist partilere yanaşan bir kişiliği, sadece deprem döneminde göründüğü için aday göstermek kabul edilemez. Üstelik Gökhan Zan aday gösterdiği andan itibaren CHP ile pazarlığa tutuşmaya başladı. Mustafa Sarıgül için bile “CHP’den o aday gösterilirse çekilirim” dedi. Diğer yandan CHP, Gebze’den adaylığını açıklayan Erkan Baş’ı destekleyeceğini söyleyerek, CHP-TİP işbirliğini alenileştirdi.

Hatırlanacağı gibi yerel seçim öncesi, kendisini “sosyalist”, “komünist” gören birçok parti ve kurum biraraya gelerek ortak aday çıkarma görüşmeleri yapmıştı. Reformist partilerin bunu başarması kolay değildi, yine de kendilerine yarayacak şekilde birlikte hareket etme ihtimali vardı. Bunu bile başaramadılar. Sadece TİP’le sınırlı olmayan, hatta kimi devrimci-demokrat kurumları da içine alan burjuva siyaset tarzı baskın hale geldi. Aday belirlemeden yapılan pazarlıklara kadar benzer yöntemler görüldü. Zaten seçimlere kilitlenmek, değişimi sadece sandığa bağlamak, başlı başına bir kayışın ifadesiydi. Şimdi yöntemsel olarak da benzeşilmesi, eğik düzleme bir kez girildiğinde aşağıya yuvarlanmanın kaçınılmaz olduğunu bir kez daha gösterdi.

 

DEM Parti’nin atağı

DEM Parti bu seçimlerde tabandan gelen tepkileri de dikkate alarak kendi adaylarıyla çıkmaya karar verdi. Geçen seçimlerde “millet ittifakı”nı desteklemesi, Kürt halkında ve devrimci-demokrat kesimlerde tepkiye yol açmıştı. Son yıllarda silik bir profil izlemesi, kitle tabanını kaybetme riskini de beraberinde getirdi. Kazandığı belediyelerde kayyum atanmasına karşı ciddi bir direniş göstermemesi de bu riski büyütmüştü. 

DEM, bütün bunları telafi etmek için seçim öncesi halk toplantıları yaptı, Kürt illerinde adayları önseçimle belirleme yoluna gitti. En çok da İstanbul’da kimin aday gösterileceği tartışma konusu oldu. Başak Demirtaş, eşinden dolayı tabanda karşılığı olan bir isimdi. Fakat son anda onun yerine Meral Danış Beştaş aday gösterildi. Bunun İmamoğlu’na örtülü bir destek olduğunu söyleyenler var. Tersten Beştaş’ın da güçlü bir aday olduğu, o yüzden AKP’nin işine yarayacağını iddia edenler de…

Demirtaş yerine Beştaş’ın neden tercih edildiğini zaman gösterecek. DEM sözcüleri, AKP ve CHP ile görüşüldüğünü, seçim sonrasına dair konuştuklarını söylüyor zaten. Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması için başlayan yürüyüşler ve cezaevlerindeki açlık grevleri de, yeniden “çözüm süreci” benzeri bir dönemin başlayabileceği ihtimalini kuvvetlendiriyor.

DEM yetkilileri, görüşmelerde yerel seçimlerden ziyade Suriye’nin ele alındığını belirttiler. Zaten “çözüm süreci”nin başlaması ve bitmesi de doğrudan Suriye ile bağlantılıydı. ABD, Suriye’de yol alabilmek için hem Kürt hareketi hem AKP üzerinde bir baskı kuruyor olabilir. Dolayısıyla seçim sonrası Kürt sorunu Suriye üzerinden yeniden gündeme oturabilir.

Yerel seçimler sözkonusu olduğunda asıl olarak kayyumlar üzerine yoğunlaşmak gerektiği halde, DEM bu konu üzerinde fazla durmuyor. Kuşkusuz kayyum atanan yerlerde belediyeleri yeniden kazanmak istiyor ve bu doğrultuda çalışıyor. Fakat kayyuma karşı bir kitle hareketi yaratmak yerine, diyalog yoluyla çözmeyi tercih ediyor. AKP ile yapılan görüşmelerde, kayyumdan vazgeçmesini istedikleri söyleniyor. Oysa kayyum diyalogla-pazarlıkla çözülecek bir konu değil. Ciddi bir mücadele yürütülmediği koşulda kayyum başta Kürt belediyeleri olmak üzere tüm muhalif belediyelerin üzerinde bir kılıç gibi sallanmaya devam edecek.

 

Devrimci-demokrat adaylar

Eylül 2023 tarihinde başlayan görüşmelerde devrimci-demokrat kesimlerin ortak adaylar çıkarması yönünde bir istek vardı. Fakat bu isteğe uygun bir pratik izlenmedi. Birlikte hareket etmenin zemini ortadan kalkınca, her kurum kendi tutumunu belirlemeye başladı. Biz de varolan duruma göre tavrımızı belirledik.

Yerel seçimlerde devrimci-demokrat adayları destekleyeceğimizi önceden açıklamıştık. Bu noktada adayların kişiliğinin ve programın önemine vurgu yaptık. Adayın geçmişi, mücadelesi, bugünkü durumu, kitleler tarafından tanınması ve benimsenmesi önemliydi. Diğer yandan dayandığı siyasal hareket ve onların savunduğu görüşler, yereldeki plan ve programları, en az adayın kişiliği kadar belirleyici bir öneme sahipti. İlkesel olarak neleri savunduğumuzu sözlü-yazılı bildirdik, bunlardan esnemeyeceğimizi de deklare ettik. Katıldığımız tüm toplantılarda bunun mücadelesini verdik. Anlaşabildiğimiz oranda ve çerçevede destekleme kararı aldık. Elbette eleştiri ve önerilerimizi her aşamada sunmaya devam ederek…

Sözkonusu adaylar ideolojik-siyasi olarak aynı görüşte olduğumuz kişiler değil. Ama kendi adayımız olsa bile “sosyalist belediyecilik” iddiasıyla çıkılamayacağını, yerelde dahi “iktidar” olunamayacağını bir kez daha belirtelim. Ayrıca belediyeler kazanılsa bile, yapılacaklarının sınırlı olduğunu bilmek gerekiyor. Fakat “halkçı belediyecilik” kapsamında azami çaba gösterilmeli, fiili-meşru mücadeleyle yasal engeller aşılmalıdır.

Sonuç olarak, seçimlerin çare olmadığını, tek kurtuluş yolunun devrim ve sosyalizm olduğunu her yerde söylemeye devam edeceğiz. Seçimlere değil, kitlelerin örgütlenmesine, mücadelenin yükselmesine kilitlenmeyi sürdüreceğiz.

Bunlara da bakabilirsiniz

’84 ÖO şehitleri ve Mehmet Fatih Öktülmüş Yaşıyor!

1984 Ölüm Orucu eyleminin ve ihtilalci komünist hareketin önderi Mehmet Fatih Öktülmüş’ün ölümünün üzerinden 40 …

Öğretmenlerin direnişi sürüyor

Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası; 26 Mayıs’ta Ankara’da Meclis önüne kitlesel yürüyüşle başlattığı eğitim nöbetinde 3. …

Kolektif üretim ve yaşam; HAZİRAN PİKNİĞİ…

Genel olarak Avrupa’da özelde de yaşadığımız ülke Fransa’da,  ekonomik ve politik baskılar gün geçtikçe biz …