Haziran direnişiyle yeniden doğan FORUMLAR

toplumsal direniş

Her büyük halk hareketinde olduğu gibi Haziran direnişi de kendi örgüt ve mücadele biçimlerini yarattı, yaratıyor. Bugün çeşitli semtlerde-parklarda devam eden “forumlar”, Haziran direnişinden doğan bir örgütlenme modeli olarak ortaya çıktılar ve varlıklarını sürdürüyorlar.

Kuşkusuz “forumlar” ilk kez Haziran direnişiyle ortaya çıkmadı. Türkiye’de ’68 öğrenci hareketlerinden, 70’li yıllara, hatta ‘80 sonrası gelişen ve 90’ların ilk yarısına kadar uzanan öğrenci gençliğinin mücadelesinde, sıkça yaşama geçirilmiş bir biçimdir. Okul bahçeleri, kantinler, “forum mekanı” olarak kullanılmış, bir konunun-sorunun kitlelere duyurulması ve tartışılması bu biçimle sağlanmıştır. Elbette asıl olarak öğrenci gençliğin kitle örgütlerinde (birlik, dernek, federasyon vb) sorunlar konuşulup tartışılmakta ve bir karara bağlanmaktadır. Fakat buralara gelmeyen geniş öğrenci kitlesine ulaşmanın yolu olarak “forumlar” devreye girmekte, bu şekilde onları da sürece katmanın, alınan kararları tabana benimsetmenin bir aracı olarak kullanılmaktaydı. Konuyla ilgili orada toplanan herkesin düşüncesini söylediği ve kimi zaman kabul gören bir karar doğrultusunda çağrıların yapılarak kitlenin harekete geçirildiği alanlardı.

‘90’ların ikinci yarısından itibaren mücadelenin geriye düşmesiyle birlikte “forumlar” da ortadan kalktı ve giderek unutuldu. Şimdi Gezi direnişiyle birlikte yeniden doğdu. Ama direnişin başında değil, son günlerinde ortaya çıktı. Çünkü direnişin bitirilip bitirilmemesi gibi en kritik kararın alınacağı aşamada, orada bulunan herkesin düşüncesini almak bir zorunluluk haline gelmişti. Direnişin önderliğini üstlenen “Dayanışma” içinde çok farklı görüşlerin olması, dolayısıyla bu konuda hemfikirliğin sağlanamaması, böyle bir biçimi gerekli kıldı ve bu yeniden doğuşu yarattı.

* * *

Her örgüt biçimi, bir ihtiyaçtan doğar. Forumların bu yeni doğumu da, işte böyle bir ihtiyacın bir ürünüydü. Fakat Türkiye’de toplumsal mücadelenin en gelişkin olduğu ’80 öncesi dönemde bile, forumlar, okulların dışına taşmamıştı. Yani semtlerde, işyerlerinde kullanılan bir biçim olmadı. En fazla semt kahvehaneleri; bildirilerin dağıtıldığı, konuyla ilgili ajitasyon konuşmalarının veya çağrıların yapıldığı mekanlar olmuştur. ’80 öncesinin siyasal ortamı ile bugünkü durumun çok farklı olduğu açıktır. Buna bağlı olarak dönemin devrimci örgütlerinin durumu, kitlelerin bilinç ve örgütlülük düzeyi vb. bugünle kıyaslanamaz. Diğer yandan semtlerin bugünkü hali de bundan 30-40 yıl öncesiyle aynı değildir. Gecekondulardan sitelere geçilmiş, semt halkının ortak kullanıma açık biraraya gelebildiği neredeyse tek yer, parklar olmuştur. Forum biçiminin, Gezi Parkı’ndan doğarak semt parklarına taşınması da bununla ilgilidir.

Elbette sadece mekansal değil, örgütsel-siyasal bir farklılaşma sözkonusudur. Aslolarak direnişe önderlik edecek güçlü bir partinin olmayışıdır “forum” biçimini öne çıkaran. “Taksim Dayanışması” gibi birleşik bir yapının da, direnişe önderlik edebilecek örgütsel-siyasal düzeye sahip olamaması, forum tipi örgütlenmeyi bir zorunluluk haline getirmiştir.

Denilecektir ki, güçlü bir parti veya birleşik önderlik yaratılmış olsa bile, “forum” türü örgütlenmeye ihtiyaç yok mudur? Her halükarda kitlelerin doğrudan katılımını sağlayacak, sorunların konuşulup karara bağlandığı örgütlenmelere ihtiyaç vardır ve tarihteki her büyük halk hareketinde, devrimlerde bu tür biçimler görülmüştür. Fransa’da komün, Rusya’da sovyetler, İtalya’da konseyler, birçok ülkede komite ve meclisler adı altında bu tip örgüt modelleri ortaya çıkmıştır. Ancak her modelin kendine özgü yönleri, tarihsel-sınıfsal farklılıkları da vardır. Dolayısıyla adı “forum” olmasa da, yapılanışında-işleyinde bazı farklılıklar görülse de, mücadelenin ortaya çıkardığı bu tür örgütler mutlaka olmuştur ve olacaktır.

Lenin’in çok net biçimde ifade ettiği gibi, ML’ler, örgüt ve mücadele biçimlerini “icat” etmez. Bu açıdan “kitlelerin pratiği okulunda öğrenim yaptıkları” söylenebilir. Bununla birlikte görevleri, “hareketin kendi içinden, kendiliğinden doğan devrimci sınıf mücadelesi yöntemlerini genelleştirmek, örgütlemek, bilinçli kılmak”tır. (Marksizm ve Gerilla Savaşı, Belge yay. sf: 92)

* * *

Haziran direnişiyle birlikte yeniden ortaya çıkan “forum” biçimine, tam da Lenin’in özlü bir şekilde ortaya koyduğu şekilde yaklaşılmalıdır. Forumlar, direniş sırasında kendiliğinden ortaya çıkmış bir biçimdir. Bize düşen bu biçimi doğru hedeflerle örgütlemek, bilinçli kılmak, yaygınlaştırmaktır.

Böyle bir biçimi küçümseyip dışında durmak ne kadar yanlışsa, ona çok şeyler vehmetmek, abartmak ve abanmak, bir o kadar yanlıştır. Örneğin daha bugünden forumları “devrim konseyleri” veya “sovyetler”le benzeştirip, bu tür misyonlar yüklemek, onu kendi nesnel bağlamından koparmak, dolayısıyla zarar vermek olur. Bu durumlarda düşülecek en ciddi yanılgı, kitabi konuşmak ve tarihsel örnekleri, somut durumdan kopuk biçimde taklit etmeye çalışmaktır. Oysa ML’ler hiçbir biçime, tarihsel ve somut koşullarından bağımsız yaklaşmaz. Aksi bir tutum, indirgemeciliktir, subjektivizmdir ve yaratılan yeni biçimi anlamamak, doğru değerlendirememek, heba etmektir.

Haziran ayaklanmasının nispeten geriye çekilmesiyle birlikte yaklaşık iki aydır semtlerde kurulmaya başlanan forumlara, “konsey”, “sovyet” vb. yakıştırmalar yapanlar vardır. Geçmişte de “işyeri komite ve meclisleri”ni “sovyetler”e benzetenler çıkmıştı. Ortaya çıkan her yeni örgüt biçimini “sovyetler”e benzetmek yaygın bir siyaset tarzıdır ama her defasında duvara toslamıştır.

Bugün forumlara yaklaşımda daha yaygın olan, onu adeta bir “sivil toplum örgütü” haline getiren yaklaşımdır. Son yıllarda reformizmin baskın bir hal aldığı düşünülürse, buna şaşmamak da gerekir. Reformist parti ve grupların, forumları, düzen-içi bir örgüt modeli olarak yüceltmeleri ve adeta bir ‘yardım örgütü’ misyonu biçmeleri, ideolojik-siyasal çizgilerine uygundur. Öyle ki, forumlar, parasız eğitim ve sağlık hizmetlerinin sunulduğu, resim, müzik, fotoğrafçılık gibi hobilerin tatmin edildiği, üretim ve tüketim kooparatiflerinin kurulmasının hedeflendiği yerler haline getirilmek istenmektedir.

Burada canalıcı soru şudur: Forumlardan bir mücadele örgütü mü çıkacaktır, bir “yardım kurumu” mu? Kitlelerin kendi sorunlarına sahip çıktığı, karar alma süreçlerine doğrudan katıldığı ve onun pratiğini de üstlendiği araçlar mı olacaktır, yoksa devrimcilerin halka parasız sunduğu belediyecilik hizmetleri mi? Bu, forumların devrim için mi, yoksa düzen-içi iyileştirmeler için mi ele alınıp değerlendirildiğinin göstergesidir aynı zamanda.

Keza forumlar, sadece konuşulan tartışılan bir iç boşaltım aracı, bir “tartışma kulübü” müdür, yoksa belli bir tartışma sürecinin ardından kararlar alınıp uygulamaya sokulduğu, mücadele araçları mı?

Eğer buralara bir direniş ve mücadele örgütü olarak bakıyorsak, ona uygun bir perspektifle yaklaşmalı ve o perspektifi yaşama geçirecek örgüt biçimi haline getirmeliyiz. Antakya’da Ali İsmail Korkmaz’ın evinin bulunduğu Ekinciler Beldesi’ndeki forumdan, onun ismini taşıyan bir “halk komitesi” oluşturulması ve önüne somut bir hedef koyması güzel bir örnektir. Bu örnekleri çoğaltmalıyız.

* * *

Fakat ne yazık ki, kitleleri mücadelenin asli unsuru değil de, destekçisi görmenin sağ ve sol uçlardan ama aynı noktada buluşan birçok yaklaşımını, forumlarda da görüyoruz. Kiminde yerel sorunları küçümseme, daha “büyük” hedefler koyma adına genel sorunları öne çıkaran, kitlenin şu anki düzeyini hesaba katmayan yaklaşımlar olarak karşımızı çıkıyor. Kiminde ise, devrimcilerin kitlelerin sorunlarını düzen-içi çabalarla çözmeye çalışan (parasız dersane, kreş sağlık hizmetleri, kooparatifler vb.) biçimlerle… Her ikisi de kitleleri mücadelenin içine çekmeyen, onlar adına işe koyulan yaklaşımlardır ki, esasında Haziran ayaklanmasının ruhuna aykırıdır.

Söz ve karar alma sürecine katılım, aynı zamanda alınan kararın uygulanmasına da katılımı gerektirir. Dolayısıyla kitleleri aldığı kararların pratiğini de yapan kişiler haline getirmeliyiz. Sosyalizmin en temel ilkesi “çalışmayan yemez”dir. Herkese yeteneğine göre bir iş vermek ve o doğrultuda çalıştırmaktır esas olan. Kolektivizm, ancak bu şekilde yaratılabilir.

Forumlarda alınan kararların ardından yapılması gereken, buna uygun işbölümünü gerçekleştirmektir.

Bu noktada forumların iç işleyişi, örgütlenme biçimi önem kazanıyor. Bugüne kadar oluşan forumlarda kendiliğinden şekillenen bir yönetim grubu ve temsilciler bulunuyor. Bunların seçimle işbaşına gelmesi, hem demokrasinin işlemesi bakımından, hem de kendiliğindenliğe-şekilsiz gevşek yapılanmaya son vermesi bakımından zorunludur.

Bugün 30-40 kişilik forumlardan, 1000-1500 kişilik forumlara kadar değişik büyüklükte forumlar yapılmaktadır. Bunların kitlesel durumuna uygun 3-5, ya da 10-15 kişilik “yönetim”ler seçilebilir. Yönetim, kendi içinde bir “temsilci” seçebilir, veya temsilci de doğrudan kitle tarafından seçilebilir. Temsilci, forumu temsilen çeşitli toplantılara katılır. Ancak kendi kararlarını değil, forumun kararlarını dile getirmekle görevlidir.

Diğer yandan hem temsilci hem de yönetime seçilenler, görevlerine uygun biçimde çalışmazsa, kitle tarafından derhal görevden alınmalıdır. Temsilcilerin “geri çağrılabilmesi” burjuva demokrasisine karşı sosyalist demokrasinin ortaya çıkardığı önemli farklardan ve kazanımlardan biridir. Forumlarda da bu ilke yaşama geçirilmelidir.

Yine forumlarda çeşitli birimler de kurulmakta, fakat bunlar pek de işlevli olmamaktadır. Yukarıda belirttiğimiz gibi, oraları hobilerin parasız bir şekilde tatmin edildiği yerler olarak görmemek ve alt birimleri de o şekilde kurmamak gerekir. Örneğin “atölyeler” diyerek, “resim, müzik, seramik” vb. şeklindeki birimler, onu düzen-içi bir sivil toplum örgütü veya en fazla bir kültür-sanat kurumu haline getirir. Oysa şu anda oluşturulması gereken birimler, mücadeleye dönük olmalıdır. Genel olarak “işçi” ya da “emek hareketi”, “gençlik”, “güvenlik-savunma” gibi genel ve kalıcı birimlerin yanı sıra, “yıkıma karşı mücadele” gibi somut duruma, alınan karara uygun geçici alt birimler de kurulabilir, kurulmalıdır.

Örneğin şu anda biz tüm forumlarda, direnişin şehitlerine ve tutsaklarına sahip çıkılmasını ve o doğrultuda kararlar alarak harekete geçilmesini istiyoruz. “Katiller yargılansın, tutsaklara özgürlük” olarak somutlayacağımız slogan etrafında çok değişik mücadele, eylem biçimleri hayata geçirilebilir. Ve bu doğrultuda alt birimler kurulabilir. İmza toplamaktan, panellere, tutsaklara kart ve mektup atmaktan, yaralı ve şehit ailelerini ziyaret ve dayanışmaya, belli başlı merkezlerde, adliye önlerinde kitlesel eylemlere kadar birçok biçim devreye sokulabilir.

Kısacası alt birimler de işlevsel olmalıdır, aksi halde hem düzen-içi bir hobi tatmininden öteye gitmez, hem de giderek sönümlenir. Ayrıca “atölyeler” gibi sivil toplumcu isimlendirmeler yerine, “komite”, “komisyon” gibi tarihe mal olmuş isimlendirmeleri tercih etmeli, kendi terminolojimizi kullanmalıyız. Kavramlar ve isimlendirmeler, kısacası dil, ideolojik mücadelenin en önemli alanlarından biridir. Bu konuda daha hassas olmalı ve kendi dilimizi hakim kılmalıyız.

* * *

Forumlarda kaçınılması gereken bir diğer nokta ise, yerel sorunlarla, genel sorunları karşı karşıya getirmektir. Yerel ve genel sorunlar iç içe ele alınabilir, işlenebilir. Zaten her yerel sorunun genelle bağı vardır ve onu kitlelere göstermek gerekir.

Yerelden kopmak, forumun gerçekleştiği bölgeden-semtten kopmaktır. Kitleler kendi sorunları etrafında örgütlenirler. O sorunları yok saymak, hatta geri plana itmek bile, kitlelerin katılımını azaltır. Kitlelerin ulaşım sorunundan, park sorununa her tür sorunuyla ilgilenmeli, ona karşı mücadeleyi örgütlemeliyiz. Burada esas olan, kitleleri bu mücadelenin asli unsuru haline getirmek ve basitten karmaşığa küçükten büyüğe her tür biçimi devreye sokarak, reformlar uğruna mücadeleyi de devrimci tarzda vermektir.

Öte yandan salt yerelle sınırlı kalmak, onun genel ile bağını koparmak, düzen-içileşmenin bir başka versiyonudur. Kimi zaman genel bir sorun tüm yerelleri de kapsar ve öyle bir anda yerelin sorunlarıyla uğraşmak, ağaçlarla uğraşıp ormanı görmemek olur. Mesela Türkiye’nin de dahil olacağı bir Suriye saldırısı gündemdedir. Böyle bir anda tüm forumlar savaşa karşı mücadeleyi temel gündem maddesi yapmalı ve ona karşı mücadeleyi başlatmalıdır.

Forumlara bugünden “konsey”, “sovyet” demek kadar, “anti-emperyalist, anti-kapitalist, anti-faşist…” vb “anti”leri sıralayarak yaklaşmak da doğru değildir. Forumlar, yapıldığı yerin sorunlarına sahip çıkan herkesin gelip katılacağı yerlerdir. Komünist ve devrimcilerin etki gücü oranında, emperyalizme, kapitalizme, faşizme karşı mücadele organları haline gelebilirler. Bizim kitle örgütlerine bakışımız bellidir. Forumlara da bu şekilde yaklaşmalıyız. Bizler kitle örgütlerini olduğu gibi forumları da, devrim ve sosyalizmin kaleleri haline getirmeyi hedefleriz. Ancak bunu hedeflemek, bu perspektifle çalışmak başkadır, bunu dayatmak başka… Kitle örgütlerinde asla dayatıcı olmamalı, dayatıcı yaklaşımlara da izin vermemeliyiz.

* * *

Bugün forumlar, geçmişten beri devrimci faaliyetlerin sürdüğü emekçi semtler başta olmak üzere birçok semtte yapılıyor. Bunların başında da İstanbul geliyor. İstanbul’da 50 ila 70 arasında forum olduğu söyleniyor. Ankara, İzmir gibi büyük illerde de sınırlı da olsa forumlar var. Ancak forumlar, Haziran ayaklanmasında olduğu gibi tüm ülkeye yayılmış durumda değil henüz. Keza büyük şehirlerde de katılım düzeyi oldukça sınırlı.

Bu açılardan daha işin başında olduğumuzu görmeliyiz. Bununla birlikte İstanbul’da oluşan “forumlar arası koordinasyon” gibi, forumları merkezileştiren girişimler, içinde kimi sorunları barındırmakla birlikte olumlu adımlardır. Burjuvazinin en büyük korkusu, kitlelerin örgütlenmesidir. Kendisi tepeden tırnağa örgütlü ve silahlı iken, kitleleri örgütsüz ve silahsız bırakmak ister. Ve bu doğrultuda kitleleri örgüt fikrinden, meşru direnme biçimlerinden uzak tutmaya çalışır. Forumlarda burjuvazinin bu propagandasına karşı savaş açmak durumundayız.

Haziran ayaklanmasının en büyük zaafı, örgütsüzlüğüydü. Forumların, yeni kitle hareketinin ve ayaklanmaların mücadele organları haline gelmesini hedeflemeliyiz. Bunun için de ilk başta forumların düzen-içi hale gelmesine izin vermemeli, yerel sorunlarla geneli birleştiren bir mücadele hattı çizerek devrimci tarzda dövüştürmeliyiz. Seçimle işbaşına gelmiş yönetimi, temsilcisi, işlevli komite veya komisyonları ile hiyerarşik örgütsel bir yapıya kavuşturmalıyız. Kararların alınmasından, uygulanmasına, temsilcinin-yönetimin her an görevden alınmasına, her şeyin (başta maddi gelir-giderler olmak üzere) şeffaf olmasına ve hesap verilmesine kadar demokratik bir işleyişin oturtulmasını başarmalıyız.

Bugünden forumlara çok şey vehmetmeden, ama olmasını istediğimiz biçime doğru çekmeye çalışarak, kitlelerle bağlarımızı kuvvetlendirmenin aracı olarak değerlendirmeliyiz. Komünistlerin önderliği olmadan, hiçbir ayaklanmanın sosyalizm ve sınıfsız toplum hedefine ulaşmayacağını bilerek, kendi örgütlü gücümüzü ve nüfuzumuzu arttırmayı esas almalı ve tüm faaliyetlerimizi bu amaç doğrultunda, ona hizmet edecek şekilde yapmalıyız.

Forumlar üzerine her yeni gelişme ile birlikte daha çok şey söyleyeceğiz. Şu anda temel noktalardaki bakışımızı özetlemekle yetiniyoruz. Bu konuda ML usta ve önderlerin yapıtları, dünya devrim deneyimleri ve bizzat kendi deneyimlerimiz bize ışık tutuyor.

Bunlara da bakabilirsiniz

12 Eylül ve sonrası değerlendirme söyleşileri…

12 Eylül Askeri Faşist Darbesi sonrasında, adaletsiz geçen 42 yılın ardından, Devrimci 78’liler Federasyonu’nun katılım …

Paris’te Yılmaz Güney anması

Devrimci sanatçı Yılmaz Güney, Paris’te komünist ve devrimci-demokrat kurumlar tarafından, mezarı başında anıldı. Anma, Yılmaz …

12 Eylül’ü protesto eden ve Aysel Tuğluk’un serbest bırakılmasını isteyen afişler asıldı

12 Eylül askeri faşist darbeye karşı direnişe çağıran afişler yapıldı. Ayrıca “Aysel Tuğluk ve hasta …